19 Nisan 2013 Cuma

Sende mi Umberto ECO !

Sende mi Umberto ECO ! Geçtiğimiz 10 Nisan tarihinde, 1980 li yıllarda sonradan filme de alınmış “Gülün Adı” adlı romanı ile tanıdığımız ve ülkemizde hemen hemen tüm eserleri yayınlanmış İtalyan akademisyen, tarihçi, filozof Umberto Eco; Boğaziçi Üniversitesi 150. kuruluş yılı etkinliklerine katılmak üzere ülkemize geldi. Ve konuşmasının bir yerinde öyle bir laf etti ki şaşırmamak elde değil. “İnsanların tamamının değil ama yüzde 50’sinin aptal olduğunu düşünüyorum. Hepsinin aptal olduğunu düşündüğüm gün rahat ölürüm” demesi salonda gülüşmelere yol açsa da açıkçası düşünülmesi gereken sözler bunlar. Aziz Nesin 1990’ların başında “Halkın yüzde 60’ı aptaldır” demişti de hakkında davalar açılmıştı. Eco, bunu Dünya Sağlık Örgütü (WHO) istatistiklerinden yola çıkarak akıl sağlığının bozulması anlamında mı söylüyor bilemiyorum. Ya da “hepsinin aptal olduğunu düşündüğüm gün rahat ölürüm” derken dünyanın gidişatı üzerine ince bir eleştirimi. Düşünülmesi gerekiyor çünkü Ortaçağ ve Hristiyanlık konusunda derin bir bilgiye sahip hatta doktorasını bu konuda yapan Umberto Eco bu konuyu dünya geneline yayarken gelişmeleri takip etmemesi düşünülemez bence. Her ne olursa olsun insanlığın akıl sağlığının gün geçtikçe bozulduğu gerçeğini yadsıyamayız. Ne yazık ki bu konunun bilincine varana kadar iş işten geçmiş olacak. Çünkü işin önemini yadsıyan kültürel geçmiş, kadercilik, basının şartlandırmaları, psikiyatrinin geçmişinin ve gelişmesinin çok yeni olması, bu rahatsızlıkların aynen fiziksel rahatsızlıklar gibi ilaçlarla tedavi edilebilmesi gerçeğinin bilincine varabilmemiz için belki de çok erken. Ya da bu konudaki bilinç düzeyi ilerlemesi, bilimsel ilerlemenin çok gerisinde. Çünkü bir dosttan aldığım bir mail bunun göstergesi sanırım. Notunda şunları yazmış dostum; “Psikolojik yazı göndermeyin lütfen psikolojim kaldırmıyor. Benim katil Amerika’nın bilim dallarının ürettiklerine ihtiyacım yok. Çünkü psikoloji diye başlayan hiçbir söze dayanamıyorum artık.” “Yeter tıp bu değil insanlık ta bu değil bize dişi örümcekler gibi ağlarını kuran bu yaratıklar ince ince dantel gibi örülmüş mobbingler (psikolojik şiddet, baskı, taciz. En iyi ifade ile işyerinde psikolojik terör.- Dostum burada sanırım taciz anlamında kullandı bu kelimeyi-İ.V.) yaparken bizim ihtiyacımız olan tek şey hukuk ve hukuku uygulamaları için kullanılacak tüm yetkiler.” “İhtiyacımız olanın psikiyatrik teşhisler değil hukuk ve eğitim olduğunu görürsünüz” Karmaşık bir ruh hali ile yazıldığı anlaşılan uzunca bir mailden konumuzla ilgili olan satırları aldım sadece. İlginç olanda mailinin sonuna eklediği, kendisini teyit eden düşünceler içeren bazı yazılar. Bu yazılar, 2011 yılının son aylarında ulusal bir gazetemizde psikiyatri ile ilgili seri yazı yazan bir yazarımıza ait görüşler. Toplum düşüncesini yansıtması bakımından bazı düşünceleri aktarmak istiyorum. Yazarımıza göre; “Psikiyatri tıp meslekleri arasında bilimsel temeli en zayıf olanıdır. Akıl hastalıklarının vücuttaki uzantısına dair bilgi olağanüstü ilkeldir” “İnsanların modern hayata verdikleri normal tepkileri, ilaçla tedavi etmeye olağanüstü hevesli psikolog sayısı az değildir” (Yazarımızın yeterli araştırmayı yapmadan yazdığı nasıl da belli dünyanın hiçbir yerinde hekim olmayan psikologlar ilaç yazamaz-İ.V.) “Gerçekte, akıl ve ruh hastalıkları diye sınıflandırılan rahatsızlıkların büyük bölümü uydurmadır, yanı hastalık değildir” zihniyeti ve bu hastalıkları tedavi etmek için kullanılan ilaçları “kokain benzeri” uyuşturuculara benzetmesi, çocuklarda görülen problemlerin tek nedenlerinin anne babanın çocuk yetiştirme hataları olduğunu öne sürmesi, bu konuda tedavinin ana sınıfı öğretmenleri ile sağlanabileceğini iddia etmesi ne kadar eğitici ve bilimsel, düşünmek gerekiyor. Bir fiziksel rahatsızlıkta doktor doktor dolaşan bireylerin akıl ve ruh sağlığına sıra gelince “herkes kendinin doktorudur” düşüncesine girmesi bu konuda ki toplumsal zihniyeti yansıtmıyor mu? Tabi dostumun atladığı konu aynı günlerde Türkiye Psikiyatri Derneği’nin basın açıklaması. Basın açıklamasında iddialar uzun uzun yanıtlanıyor ve “Yazı kapsamında yer alan ifadeler ruhsal sorunları nedeni ile tedavi görmekte olan tüm bireyleri yanıltarak, korku yaratarak, hekimlerine ve sağlık sistemine olan güvenlerini sarsarak fiziksel ve ruhsal açıdan zarar vermekte ve örselemektedir” denilerek yazar ve gazetesi kınanmıştır. Konu hakkındaki yanlış tabuları yıkmak ve toplumsal bilinci arttırmak için bu köşe her türlü bilgi ve desteğe açıktır.
Yorum Gönder