15 Nisan 2013 Pazartesi

BİR SİVİL TOPLUM MASALI

BİR SİVİL TOPLUM MASALI Bugün, hayali bir ülkede yaşanan sivil toplum bilinci ile ilgili bir masal anlatmak istiyorum. Anlatılan masaldaki karakterlerin hiç bir kişi ve kurumla ilgisi yoktur. Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde …………………………………….. Adettendir masallar böyle başlar ya. Dünyanın geri kalmış bir ülkesinde geçiyormuş masalımız. Dünyanın pek çok bölgesinde olduğu gibi bu ülkede de terör almış başını gitmiş. Güney Amerika Ülkeleri gibi darbe üstüne darbe yaşanıyormuş. Hukuksuzluğun haddi hesabı yokmuş. Küresel güçler ülkenin zenginliklerini sömürmek için yarışıyorlarmış. Halk çaresiz, gelecekten umudunu kesmiş vaziyetteymiş. Fakat bir umutları da yok değilmiş. Nerede ise 40 yıldır iktidar olmamış bir muhalefet partileri varmış. Hem de programları sosyal adaletten yana olan, eşitlikçi, ulusal değerlere saygılı bir parti imiş. Hatta sivil toplumun bilincine ulaşmış ve seçim önceleri bunun önemini vurgulayan, halkı bilgilendiren broşürler basan bir parti. Ne hikmetse sıra seçimlere gelince başarılı olamayan bir parti imiş ama. Ülkenin gidişatından mutlu olmayan vatandaş bu partinin neden böyle olduğu sorgusu ve çözüm önerileri getirdiği halde bir türlü sesini duyuramamakta, sadece kendi aralarında dertleşip bir daha oy vermeyeceğim dediği halde başka çare de bulamadığı için en azından vicdanını oyla rahatlatmaktaymış. Parti yönetimi de bunun bilincinde olduğu için tabandan değil de tepeden örgütlenerek biat kültüründe yetişmiş örgüt yöneticilerini ve adayları tercih etmekte, birkaç oy uğruna parti programındaki sosyal düzen bilincine erişmemiş kişileri aday göstermekte ve seçtirtmekteymiş. Öyle ki siyasete girdiğinden beri hiçbir parti içi ve ülke içi seçim başarısı yaşamamış , başkanlarına taparcasına biat eden vekiller ve parti örgütleri, üç gün sonra yeni başkanlarına aynı şekilde yaklaşarak biat etmekte, bu kendilerine hatırlatıldığında vatandaşa sinirlenmekteymişler. Tabi bir dahaki seçimlerde hem yerel örgütler hem vekil, başkanın iki dudağı arasında seçime katılacağı için normal görülebilirmiş bu davranış. Her konuşmalarında parti içi demokrasiden dem vuran parti örgütü ise ne yazık ki hala bu demokrasiyi kendi içlerinde bile kuramayarak sürekli bu yanlış seçimlerden dolayı hasbelkader yada gözden kaçarak seçilen ulusal bilince sahip parti içi muhalefeti susturmakta, tabanın sesine kulaklarını tıkamakta, kağıt üzerinde akademisyenlere ülke sorunları ile ilgili çok güzel çözümler üreten raporlar hazırlattıkları halde bunları hayata geçirmekte bir türlü başarılı olamamaktaymış. Tabi okumayan, üretmeyen, geçmişten ders çıkarmasını bilmeden takım tutar gibi parti tutan, sivil toplum bilincine ulaşmamış taban ise seçilen her başkanı alkışlamakta, göklere çıkarmaktaymış. Eski başkanları sanki iktidar olmamak, muhalefette kalarak sorumluluktan kaçmayı hedef edinmiş bir izlenim uyandırsa da bugüne kadar bir öz eleştiriye girme zahmetine bile katlanmamış. Umut ve iktidar hedefi ile seçilen yeni başkanın bir avantajı daha varmış. Bir sivil toplum örgütlenmesinden geliyormuş. Bir sivil toplum vakfının kurucu üyesi imiş. Ufak tefek cılız itirazlar çıksa da bu konuda taban sürekli savunmaya geçmekte, partinin başına geçtikten sonra vakıftan ayrıldığı belirtiliyormuş. Sözde, bu vakıf, uluslar arası bir vakıf tarafından destekleniyormuş ve bu uluslar arası destekçi vakıfta geri kalmış ülkelere demokrasi ihraç etmekte, küreselleşmenin yaygınlaşmasına hizmet etmekteymiş. Bu cılız sesleri paranoyak ifadeler olarak yorumlayan parti üyeleri ise bu düşünceleri savunanları en büyük rakiplerinin hizmetinde olmakla suçluyorlarmış. Bu paranoyak düşünce üretenlerin itirazları da, madem bu sivil toplum kuruluşunun önemine inanan bir kişi, kurucu üyesi olduğu bir vakfın ya da onu destekleyen uluslar arası bir vakfın neler yaptığı, neler yapacağını, hangi alanlarda çalışacağını bilmeden, araştırmadan, o düşünceye sahip olmadan böyle bir girişimde bulunur mu diyorlarmış. Yaşananlar, bir yerde paranoyak teori üretenleri destekler yönde imiş. Çünkü son dönemlerde bu muhalefet partisinin sürekli eleştirdiği ve hükümetin sivil toplum bilinci yerleştirmek için oluşturduğu nasihat heyetindeki bazı kişiler muhalefet parti başkanının kurucu üye olduğu vakıftan imiş. Hatta bu paranoyak düşünce üretenler daha da ileriye giderek, acaba başkan planlı bir şekilde ülkemize sözde demokrasi ihraç etmek isteyen bu küresel güçlerin zorlaması ile mi seçildi diyenler bile varmış. Bunu eski başkanlarının hala açığa kavuşamayan bir komplo ile başkanlıktan uzaklaştırılmasının da bu paranoyak teorileri desteklediği söyleniyormuş. Masal bu ya, şimdiki parti başkanı geldiğinden beri, partinin ulusalcı hiçbir eylem planlamadığını, halkın örgütlediği eylemlere kerhen destek verdiğini, seçimlerde ortak girişimlerde bulunan çok küçük olsa da diğer vatansever ve ulusalcı güçleri “partimize ilhak olun” diyerek hemen dışladığı anlatılıyormuş. Ben anlatanların yalancısıyım….

Hiç yorum yok: