6 Mart 2013 Çarşamba

NÖROLOJİ VE PSİKİYATRİ

Nöroloji ve Psikiyatri. Nöroloji genel olarak beyin, beyin sapı, omurilik ve çevresel sinir sistemi ile kasların hastalıklarını inceleyen, teşhis ve tedavi uygulamalarını içeren bilim dalıdır. 19.yüzyılda ruh hastalıkları ile birlikte ele alınırken 20.yüzyıldan itibaren psikiyatri ayrı bir dal olarak ayrılmıştır. Psikiyatri, insanların duygu, düşünce ve davranışlarında ki sapmaları çok farklı tekniklerle tedavi ederek insanlara yardım etmeye çalışan tıp bilidir. 1960’larda başlayan antipsikiyatri hareketiyle, toplumu “norm”lara indirgemeye ve işlevselliği bozulan kişilerin kapatılması/dışlanması çabasının uygulayıcısı olarak itham edilmiştir. Oysa temeli hekimlikten ibarettir. Ve yalnızca beyinle uğraşır. Ne yazık ki bu antipsikiyatrik zihniyet ülkemizde hala geçerliliğini sürdürmektedir. Yanlış veya hiç olmayan politikalar sonucunda özel psikolojik danışmanlık merkezleri çığ gibi büyümüştür son yıllarda, ticari mantık gözetilerek eğitimden, evliliğe ve kişisel gelişime kadar hiçbir tıbbı eğitim almamış insanlar hizmet sunmaktadır. Çok garip bir ülkeyiz vesselam “yaşam koçu” diyerek bize yol gösteren iktisatçılar bile mevcut bu ülkede.! Bir bilim dalı olan Nöroloji ve Psikiyatrinin önemine geçen yazımda değinmiştim. Hepsinde olmasa bile iki bilim dalı da beyinle ilgilendiği için özellikle bazı nörolojik hastalıkların psikitarik sonuçlar doğurduğunu (veya tam tersi) ve bu durumda nörolog ve psikiyatrların ortak çalışmasının önemine uzman görüşü ile destekleyerek vurgu yapmıştım. Özellikle teknolojinin gelişmesi neticesinde beyinsel faaliyetlerin fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinin incelenmesi konusunda teknoloji, hem nörolojiye dolayısı ile de psikiyatriye laboratuar görevi üstlenmiştir. Daha önceden nörolojik mi, psikiyatrik mi olduğu çözülemeyen ortak rahatsızlıklarda tanı konulamadığı için hasta uygulanan tedaviye de yanıt vermediği gibi bazen durum daha da ciddi hale gelebilmekte hastaya daha büyük psikolojik sorunlar yüklemektedir. Tek taraflı tedavide kullanılan ilaçlarda bazen nörolojik sorunu, bazen psikiyatrik sorunu tetikleyerek sağaltımın sağlanamaması sonucunu doğurmaktadır. Sürecin uzaması, iyileşme görülmemesi aileyi veya hastayı tedaviden vazgeçirmekte, vazgeçmeyen hastalar içinde büyük mali külfetlere neden olmaktadır. İşte sosyal sağlık kurumlarının desteği burada çok önemlidir. Teknolojinin de pahallı olması tanı konana kadar hasta ve yakınlarını her yönü ile etkilemektedir. Burada hekimlerinde aileyi sürecin uzun, sabır gerektiren bir süreç olabileceği konusunda bilinçlendirmesi gerekmektedir. Konunun önemini irdelemek adına yine WHO (Dünya Sağlık Örgütü)’nün raporlarına göz atmakta yarar var sanırım.Bu konudaki WHO raporunda özetle; Zihinsel ve nörolojik bozukluklar dünya çapında oldukça yaygındır.Ruhsal ve nörolojik hastalıkların global yükünün ciddi özürlülük oranları yerine sadece mortaliteyi (ölüm oranını) dikkate alması, ancak geleneksel epidemiyolojik (Sağlığı geliştirmek ve hastalıkları azaltmak için sağlık bilgilerini toplamak, yorumlamak ve kullanmak) yöntemlerde göz ardı edilmesi uluslar arası sağlık toplumunun dikkatini çekti. Rapor , özellikle ruhsal ve nörolojik bozuklukların ölümlerin % 1’inden sorumlu iken, hastalık yükünün dünyada %11 olduğunu göstermiştir. Çalışma bu hastalıkların büyüklüğü ve yükünün çok büyük ve küresel öncelikli sağlık sorunları olduğunu göstermiştir. Yaşam beklentisinin artması, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde genel nüfusun yaşlanması sonucu nörolojik bozukluklarda dahil olmak üzere pek çok kronik ve ilerleyici fiziksel ve zihinsel hastalıkların artması muhtemeldir. Nöropsikiyatrik bozukluklar nedeni ile toplam hastalık yükünün global oransal payının 2020 yılına kadar %14,7’ye yükselmesi beklenmektedir. Büyük ve artan bu yükü çözmek için, bir çok faaliyet yürütülmektedir. Programın temel amacı,dünyanın her ülkesinde eksiklikleri ve yeterli sağlık hizmeti sunum engelleri içeren kaynakların değerlendirilmesi, insan kaynaklarının kestirimi, maliyetleri ve sağlık ihtiyaçlarının değerlendirilmesi, hizmetlerin organizasyonu,hastalıkların halk sağlığına etkisini azaltmak için benimsenen veri toplama dahil stratejiler, nörolojik bozuklukların tedavisi ile ilgili risk ve diğer kamu sağlık faktörleri, eğitim, nörolojik bozukluğu olan hastalarla uğraşan sağlık çalışanlarının eğitimi, hastalıkların kontrolü için programlar ve politikaların planlanması, özel stratejilerin oluşturulması ve uygulanması ve hastalıkların önlenmesi. İlgili sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yapma. Tabi WHO bu konularda üye ülkelere tavsiyede bulunmaktadır. Yaptırım gücü yoktur. Yine bir başka çalışmada WHO; Sorunların çözümünde Hükümetler, sağlık çalışanları, sivil toplum ve ailelerin ortak sorumluluğunun olması gerektiği, projenin özünün bu acil halk sağlığı konusunda harekete geçme zamanının şimdi olması gerektiğinin altını çizmektedir. “Umutsuzluk insanın kendine karşı hazırlayabileceği suikastlerin en korkuncudur. Umutsuzluk manevi bir intihardır” J.Paul Sartre Siyasetçilerimizin seçilme stresine girmeye başlayacağı önümüzdeki süreçte umutsuzluğa kapılarak nörolojik yada psikiyatrik rahatsızlıklara yakalanmazlar umarım.! Seçilememe stresi yanında birde seçilmişken “keşke halkın sorunlarına karşı daha duyarlı olsa idim” pişmanlığı da var tabi ki. Bu yükü daha da arttıracaktır. Ve sonuç Sartre’nin de dediği gibi manevi intihardır. Oysa umudunu yitirmeyenler uyarmaya, bilinçlendirmeye hala devam ediyor olacaklar.
Yorum Gönder