27 Mart 2013 Çarşamba

BİR GENCİN HÜZÜNLÜ ÖYKÜSÜ - IV

BİR GENCİN HÜZÜNLÜ ÖYKÜSÜ - IV “İlk bir hafta emdiğim süt burnumdan geldi. Büyükler sürekli bize karşı agresif davranıyorlar, en ufak bir şeyde annemin kliniğe yatmasının nedeni olarak özellikle bana karşı “anneni siz babanla delirttiniz yoksa annen böyle değildi” diyerek baskılar arttıkça arttı. Bir yanda kardeşimin sorumluluğu diğer yanda büyüklerin bize karşı davranışları. Bunaldıkça bunalmıştım ve çözüm olarak babamı arayıp, eve gelmemizi, kardeşime bakabileceğimi söyledim. Fakat şartlar uygun olmadığı için teyzemlere gittik. Teyzem pek belli etmese de davranışlarından onunda diğer büyükler gibi düşündüğünü anlamak zor olmadı. Babama baskı yapmaya başladım eve gelmek konusunda. Neyse ki bu ara annemin klinikten çıkış tarihi belli oldu ve çıkmasına birkaç gün kala kardeşimle evimize geldik. Tabi kardeşime annemin iş seyahatinde olduğunu söylemiştik üzülmesin, etkilenmesin diye. 3. hafta sonunda annem klinikten çıktı. Tedavisine devam etmeye başladık. Annemin tarafı klinik olayından sonra bana da cephe almaya, annemin yatmasının gereksiz olduğunu ima etmeye başlamaları ve annemin klinikte yattığı sürece gidip ziyaret dahi etmemeleri açıkçası beni çok üzmüştü. Sadece küçük teyzem annem çıkmadan 2 gün önce bir kez gitti. Hatta bizlerin ziyaretlerine izin verilmiyordu ama babam her gün gidiyordu. Annemin tedavisinin iyi seyretmesi hastalığın kontrol altına alındığını görmek ve yaşamak diğer aile büyüklerinin sözlerini artık düşünmemeye bile başlamıştım. Hekimin isteği ile tedavilere ailece gidiyor, annem ve babam hekimle görüşürken ben ve kardeşimde psikolog ile görüşüyorduk. Her şey çok güzel giderken birkaç ay sonra, annemin ailesi her fırsatta annemin artık tedavi gördüğünü bunun yeterli olduğunu ve ilaç kullanmasının gerekli olmadığını söylemeye başladı. Bunu anneme hissettirmemeye çalışsak bile annemde bazen ilaçlarını aksatmaya başlamıştı. Babam hekimle konuşmuş hekim aile ile görüşmüş anlatmış bu tedavinin en az iki yıl sürmesi gerektiğini, sonrada koruyucu ilaçlarını ömür boyu alması gerekliliğinden bahsetse bile psikolojik bir rahatsızlık olması ve bunun genetik olması aileyi rahatsız etmişti. Hatta klinikten çıkıp yazlığa gittiğimizde dedemin boşanmadan bahsetmeye başlaması ve bunu yüksek sesle dile getirmesi ailenin düşüncelerini açık açık belli ediyordu. Annemin iki arada kaldığını hissetmeye başlamamla birlikte yeniden aynı şeyleri yaşamamak adına annemim çok çok iyi giden bu tedavisini ve durumundaki düzelmeyi görmem üzerine annemi mümkün olduğu kadar aileden uzak tutmaya çalışmaya başladım. Bunu yapmam ise aile büyüklerinin bana karşı daha da çok cephe almalarına neden oldu. Tatillerde bile annemi ikna ederek evimizde kalmak için türlü bahaneler buluyordum. Aslında bahaneye de pek fazla gerek yoktu çünkü sınavlara hazırlanmam en güzel bahane idi. Ve annem artık öyle sık sık ailesinin yanına da gitmemeye başladı. Tabi onlarda eskisi gibi zırt pırt gelmeyerek ara soğutmaya başladılar. Aslında babam ve bana bir tepki idi gelmemeleri. Ama gündüzleri telefonlarla annemi etkileyerek kendisinin hasta olmadığına ikna çabaları da annemin tavırlarından belli idi. Evet klinikten ilk çıktıktan sonra annemin hareketleri yavaşlamış, ilaçların etkisi ile görünüşü bile değişmişti. Ama bizler bunun geçici olduğunu vücudun ilaçlara alışma sürecinden sonra eskisi gibi olacağını hekimlerin anlatmaları üzerine zaten biliyorduk. Bir genç kız olarak annemin o durumda olmasını onu ömür boyu öyle görmeye dayanabilir miydim. Ama aile bu süreci beklemeden tedaviye engel olmaya başlamıştı. Bu arada annemin hastalığından dolayı aşırı harcamaları, bu tür rahatsızlıklardaki ilaçların çok pahalı olması, klinik masrafları, tedavi sonrası terapilerin pahalılığı sosyal kurumların bu tür tedavilerde çok cüzi destek vermeleri aile bütçemizi de iyice sarsmıştı. Babam aile bütçesini düzeltmek için çözüm yolları ararken, teyzemden hakaret içeren, babamın deli olduğuna, annemi delirttiğine dair mailler gelmeye başladı. Tedavi sürecinin sürdüğü günlerde teyzem gelerek anemide ikna edip boşanma davası açtırttılar babamın aleyhine. Açıkçası babamla bunu şakaya vurduk ve yine birlikte yaşamaya devam ediyorduk hiçbir problem olmadan. Çünkü annem, makul, anlatılanları dinleyen bir kadın olmuştu. Yine bir kontrole gittiğimizde dedem de hastalığın ne olduğunu öğrenmek için doktora geldi. Doktora boşanmadan bahsedilince aynen şöyle demişti; “Beyefendi eş bu güne kadar -ki bir yıl oldu birlikte tedaviyi yürütüyoruz – boşanmak değil lafını bile etmedi ve boşanmak kızınızın rahatsızlığı adına çok olumsuz bir olay ama tabi ki siz karar vermişsiniz buna gibi algılıyorum ben” dediği halde çıkınca da dedem “benim kızım bana ağır gelmez kaderde bu varsa bunu da yaşayacakmışız” diyerek ailenin verdiği kararı açıkçası belli etmişti. Ve mahkeme gününü beklemeye başladık. Ve ben de istenmeyen torun olmuştum. Bir gün dedem, balkonda oturmuş kendi kendine söyleniyordu sinirli bir vaziyette. Annemle olan konuşmalarımız üzerine yerinden sinirle kalkıp üzerime yürümesi, elini kaldırıp vurmaya çalışması boşanmanın ailem adına çok daha olumlu olacağını düşünmeme neden oldu. Ve boşanma gerçekleşti. Tabi kardeşimle de ayrılmıştık. Boşanmadan sonraki ilk bayramda annem ve kardeşimle birkaç gün görüşmüştük. Ve orada annemin ilaçlarını artık kullanamadığını, kullansa bile düzenli kullanmadığına şahit olmuştum. Hekime de gitmiyordu artık. Yine bir tatilde kardeşimi almak için gittim sabah annemle buluştuk, aile evde olduğu için eve gitmedik, çünkü beni istemiyorlardı artık, onlar dışarı çıktı biz eve giderek iki saat dinlendim aynı gece kardeşimi alıp geri döndüm. Bir müddet sonra ki dönemde aile tatil yaptıktan sonra gitmiş dedem anneannem ve küçük teyzem orada idiler. Sürekli her hareketimi takip ediyorlar sürekli anneme beni şikayet ediyorlardı. Bir gün teyzem anneannemle kavga etti ve geri döndü. Annem bana gelerek “kızım annem kendi kızı gittiği için seninde gitmeni istiyor” diyerek açık açık beni geri yolladılar. Yinede anneme kızamıyordum çünkü artık tedavi filan bitmişti. Kardeşimle konuşmalarımda yaşamının nasıl gittiğini sorduğumda kendisinin televizyon izleyemediğini, sürekli anneannesinin dizi izlediğini, ısrar ettiğinde dedemin sinirlenip tokatladığını anlattı. Kardeşimle olan ilişkilerde ailenin ruh haline göre annemde kardeşimi etkileyerek benle ve babamla görüşmek istemediğini söylemeye başladı. Bir hat alıp rahat konuşalım diye verdiğimiz halde hattı sürekli kapalı tutmaya başladı. Kardeşimle daha sonradan yaptığım görüşmelerde bu talebin büyüklerden geldiğini öğrendim. Evet Sn. Vardar; yıllar geçmiş kardeşim de büyüdüğü için annemi sorgulamaya başlamıştı. Aynı şekilde babamla birlikte ona da durumu anlatmış ve gerekli önlemleri almaya başlamıştık. Çocukluğunu o da yaşayamamıştı, en azından gençliğinde benim yaşadıklarımı yaşamaması için elimden geldiğince destek olmaya çalışıyorum. Bu yaşamın bana kattıkları ve benden aldıkları sorgusunu yapmak belki de yanlış. Yaşanmıştı. Ve yaşanıyordu. Ben ve kardeşim %25 risk altında idik. Önemli olan bu durumda neler yapılması gerektiğini çok iyi öğrenmiştik. Ve en büyük şansımız da arkamızda babamın olması. Hoş, kişiliğimin gelişimi ne aşamada, seçeceğim arkadaşım ne ölçüde etkileyecek beni, annemi kabullenecek mi, yoksa ya ben ya ailen mi diyecek, söylemek zor bu toplumda. Ya da o zor yıllarda eksik kalan anne sevgisini minimize etmek adına çok yakın bulduğum öğretmenlerime sınıf harici “anne” diye seslenmenin verdiği hazzı sevgi olarak tanımlayabilir miyiz ? Seçeceğim eşle mi kapamaya çalışacağım bu eksikliği. Sevgi mi olacak adı, yoksa bastırılmış duyguların etkisi ile tutku mu? Boşanmaların çocukları etkilediği bilimsel bir gerçek, fakat bu anlattığım şartlarda sanırım boşanma çocuklar içinde kurtuluş. Şu da bir gerçek ki keşke annemin tedavisi kaldığı yerden devam etse idi, toplum baskısı etkili olmasa idi o hastalıkla yaşam çok daha mutlu ederdi en azından beni diye de düşünmüyor değilim. Hastalıkla yaşam çok daha zor ama kontrol altına alınmış bir hastalıkla yaşamayı öğrenmek ve mutlu olmak çok daha kolay ve mutluluk verici. Hayatımın çok kısa bir dönemi de olsa yaşamıştım bunu, biliyorum. Diğer yaşıtlarımdan farklı kılan beni; hayata bakışımın daha objektif olması. Bazen isyan etmiyor da değilim. Ama isyanım annemin hastalığına değil, büyüklerin hala bunu kabullenmeyip suçlu aramaları ve onca yıldır bir kez bile olsun “nasılsın, bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sormamaları. Sizin de yazdığınız gibi sevgi(sizlik) bu sanırım. Saygılarımla;”
Yorum Gönder