13 Aralık 2014 Cumartesi

TÜRBAN BAHANE, BİG BANG ŞAHANE

“Özgürlükten Kaçış” adlı eserinde Erich Fromm şöyle der : “Bir öğreti ne kadar mantıksız olursa olsun, toplum tarafından kabul edilerek güç kazandığı zaman, milyonlarca insan, kendilerini dışlanmış ve izole edilmiş hissetmektense, ona inanmayı tercih edecektir.” Ve aynı eserinde soruyor “Çağdaş insan için özgürlüğün anlamı nedir?” yanıtını da kendisi veriyor. “İnsan neden kendi özgürlüğünü diktatörlerin eline bırakmakta ve bir robot gibi yaşamaya razı olmaktadır? Özgürlüğüne sahip çıkamayan insan, biyolojik olarak bir canlı olmasına karşın, ruhsal açıdan bir robot gibidir. Zihinsel ve coşkusal yetenekleri körelmiştir, canlı değildir artık. Yeni ve kalıcı hiçbir şey üretmez. Yaşama karşı tam bir açlık içinde olmasına karşın uzak durur ondan, kaçar. Çünkü davranışları ve kararları kendisine ait değildir. Onu, dışındaki güçler yönlendirmektedir. Hoşnutluk ve iyimserlik maskesinin altında mutsuz ve endişeli bir insan gizlidir. Çağdaş toplumlarda birey, kendi yazgısıyla baş başa bırakılmamakta bu da kendisine korku ve güçsüzlükten başka bir şey getirmemektedir. Kendini içinde yaşadığı dünyadan ve toplumdan soyutlamış duran bireyler gittikçe çaresizleşerek yeni diktatörlüklere, totaliter yönetimlere verimli bir zemin oluşturmaktadırlar.” Bu özgürlüğü bilim insanı kuşku duyarak aşmayı hedefler. Ve Richard F.Feynman’ın dediği gibi “Bilim insanları olarak, büyük ilerlemelerin bilgisizlik felsefesinden geldiğini, düşünce özgürlüğünün meyvesi olarak ilerlemenin doğduğunu, bu özgürlüğün değerini yüceltmeyi, kuşkudan korkulmaması gerektiğini ve gelecek nesiller adına kuşku duyma özgürlüğünün değerini bilmemiz gerekir.” Evet, ne yazık ki bilim tarihi boyunca bu kuşku duyma özgürlükleri sürekli engellenmiş, doğmatizm engeline takılmıştır. Önceki yazılarımdan birinde Batlamyus’un dünya merkezli teorisine sarılan kilise, evrenin insan için yaratıldığı aşağılık kompleksine kapılarak, bilimin nerede ise bin yıl ilerlemediğini anlatmıştım. Ama kuşkucu bilim insanları bu teorinin eksikliklerini daireler içine daireler koyarak çözmeye çalışsalar da sonuçta kuşku ve gözlemler bu teorinin geçersizliğini kanıtlamıştır. Öğrencilik yıllarımda öğretilen Büyük Patlama ya da Big Bang teorisine göre evren, yaklaşık 14 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan patlayarak genişlemeye başlaması teorisini ilk kez 1920’lerde Rus kozmolog ve matematikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı fizikçi papaz Georges Lemaitre tarafından ortaya atıldığıdır. Tabi Big Bang herhangi bir yerde olmuş bir patlama değildir. Büyük Patlama genişleyen evrenin şiddetine gönderme yapmak üzere tercih edilmiş bir terimdir. Gelişmeler ışığında ve gözlemlerle desteklenmesi sonucunda teori geniş kabul görmüş hatta günümüzde de desteklenmektedir. Big Bang’ın önerdiği ya da en azından sade modelinde önerdiği çözüm, şaşılacak derecede yaratılışçı bir görünüm taşıyordu. Her şeyden önce, sonuç, evrenin bir başlangıcı olduğu anlamına geliyordu. Fizikçi Papaz Lemaître’e Big Bang modelini hazırlamasında dinî kanaatlerinin yardımcı olduğu ileri sürülmüştür. Bununla birlikte Big Bang teorisi yaratılışçıların lehine görünen sonuçlara varmış bulunuyordu. Tabi Vatikan’da bu modele sarılarak Cern’deki çalışmaların en büyük maddi destekçisi konumundadır. Fakat Big Bang modeli bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Ayakta kalabilmesi için Batlamyus’un daireleri gibi beklenmedik değerlere birçok parametrenin eklenmesi gerekmektedir. Bu tür bir ince akort fizik modellerinde sorunlu olarak kabul edilir. Sonuç olarak teoriyi reddeden bilim insanları da yeni modeller geliştirmektedirler. İşte yazımın başlığının anlamı da burada şekilleniyor. Türban bahane edilerek hapse gönderilen Prof.Dr.RENNAN PEKÜNLÜ (Ege Üniversitesi Astronomive Uzay Bilimleri Bölümü emekli öğretim üyesi)’de Big Bang teorisinin yetersizliğini düşünenlerdendi. 18.11.2004 tarihinde kaleme aldığı makalesinde “Bilinmeyene doğru ilerlemek için kuşku şarttır. Çözülmemiş bir problemi çözmek istiyorsak, bilinmeyene, kapıyı sonuna dek açık tutmalıyız.” diyerek, 22 Mayıs 2014 tarihinde New Scientist Dergisinde yer alan “ Bilim Dünyasına Açık Mektup’ başlıklı bildirinin içeriğine değiniyor. “Bildiride Büyük Patlama modelinin giderek artan sayıda düşsel varlıklara(hypothetical entities), diğer bir deyişle asla gözlenememiş olgu ve süreçlere dayanmak zorunda kaldığı belirtiliyor. Örneğin,uzayın enflasyonist (Şişerek) genişlemesi, karanlık madde ve karanlık enerjinin varlığına dayandırılıyor. Eğer bu “hayaletler”dikkate alınmazsa. Büyük Patlama modelinin öngörüleriyle, gökbilimcilerin gözlemleri arasında ölümcül bir çelişki olacağı savunuluyor. Kuram arasındaki uyuşmazlığı gidermek için düşsel nesnelere, “hayaletlere” bu denli sık başvurma gereksiniminin, fiziğin başka hiçbir dalında onanmayacağı belirtiliyor. Böylesi yara bantları (Batlamyus epycycle’ları) Big Bang kuramının geçerliliğine kuşku duyulmasına neden oluyor. Büyük patlama evren modeli bu yara bantları olmaksızın varlığını sürdüremez. BüyükPatlama modeli, bir tür karanlık madde (hayaleti)olmazsa, evrendeki madde niceliğine ilişkin çelişkili öngörülerde bulunmaktadır. Evrende gözlenen Lityum, Dötoryum ve Helyum elementlerinin “anormal” bolluğunu açıklayabilmek için, enflasyon(şişme, büyüme) denen hayalete gereksinim var. Eğer karanlık erke(enerji) denen bir diğer “hayalet” yoksa evrenin yaşı yalnızca sekiz milyar yıl olacaktır. Oysa ki, diğer gökadalarda olduğu gibi bizim gökadamızda da 8 milyar yıldan milyarlarca yıl daha yaşlı yıldızlar bulunmaktadır. “ Dahası da var! Büyük Patlama kuramı gözlemlerle sınayabileceğimiz bir tek nicel öngörüde bulunamıyor. Bu kuramı destekleyenlerin başarı diye sundukları şey, gözlemlerden sonra, kuramın çökmemesi için uydurulan bir dizi ayarlanabilir parametrelerdir. Bugün, evrenbilimin parasal ve deneysel gözlemsel kaynakları Büyük Patlama çalışmalarına akıtılmaktadır. Parasal desteklerin kaynağı oldukça azdır; bilimsel makaleleri değerlendiren komitelerin hepsinde Büyük Patlama yanlıları baskın konumdalar. Sonuç olarak, evrenbilim alanında Büyük Patlama kendini korumaya almış, kuramın bilimsel geçerliliğinin sorgulanmasından bağışık kalmıştır. Parasal desteklerin Büyük Patlama’nın geçerliliğini araştıran ve ona seçenek olan modellere ilişkin çalışmalara verilmesi, evrenin tarihini saptamaya yönelik bilimsel sürecin başlamasını sağlayacaktır. Evet, bu bildirinin altında bu bildiriye imza atan bilim insanlarının isim listesi var. Çoğu Nobel Ödüllü, değişik ödül almış, alanında başarılı bilim insanları. Vurgu, yine ünlü, Nobel ödüllü bir kuantum fizikçisi olan Richard Feynman’ın “Bilim kuşku duyma kültürüdür” saptaması üzerine yapılmış.” Yoktan var olan bir evren modelini desteklemezsen sonucun türban bahane, big bang şahane olması normal sanırım. İ.Ü. Öğretim Görevlisi Tuncay Erciyes’in, 22 Temmuz 2007’de kaleme aldığı Büyük Patlama ile ilgili kişisel görüşlerini ve Rennan Hoca'nın Büyük Patlama'ya karşı bildirisini ekteki adreste 24 Kasım 2014 tarihinde yeniden yayınladı. Meraklısı için ilginç bir deneyim olacağını düşünüyorum. https://www.facebook.com/notes/tuncay-erciyes/profdr-rennan-pek%C3%BCnl%C3%BC-b%C3%BCy%C3%BCk-patlamaya-kar%C5%9Fi-bildiri-ve-richard-feynmanin-konu%C5%9Fma/10154943587565201
Yorum Gönder