20 Aralık 2014 Cumartesi

OSMANLICA, EĞİTİM ve HUKUKSUZLUK

Tarihini, kültürünü, dinini bilmeyen kişiler tarafından hukuksuzca yönetilmek ne büyük bir acı. Son dönemlerde gündem değiştirmek için eğitimle oynayan yönetimin bu bilgisizliğini ortaya koymak adına kısa anektodları paylaşmak istiyorum. Osmanlının torunlarıyız diyenlere, yere göğe sığdıramadıkları Abdülhamitin Latin Alfabesi konusunda ki düşüncelerini hatırlatmakta fayda var sanırım. “Yazımızı öğrenmek pek kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için belki de Latin Alfabesini kabul etmek yerinde olur. “ (İkinci Abdülhamit, Siyasi Hatıralarım, bet 192) Yine Abdülhamit döneminde çıkarılan Kanuni Esasi’de Devlet kurumlarında çalışabilmek için sarayın dili Osmanlıca değil de halkın dili Türkçe’nin bilinmesi esas alınmıştır. “Kabul Tarihi: 7 Zilhicce 1293 (23 Aralık 1876) Düstur, Birinci Tertip, Cilt 4, s.1-40. MADDE 18.- Teba-i Osmaniyenin Hidemat-ı Devlette istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır. Türkçesi: Osmanlı vatandaşlarının devlette görev alabilmeleri için resmi dil olan Türkçe'yi bilmeleri şarttır.” Ak Saray’da ya da saltanattakiler acaba 18. Maddeyi anlayabiliyorlar mı ? Ve Hukuksuzluğun en güzel örneği. “19. Milli Eğitim Şurası’nda alınan ve tavsiye niteliği taşıyan okul öncesinde dini eğitim verilmesi teklifi “acil” koduyla hayata geçirildi. Eğitim-İş İstanbul 1 Nolu Şube Yönetim Kurulu Üyesi Maksut Balmuk, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Milli Eğitim Şurası’ndaki kararların tavsiye niteliği taşıdığını, bu tavsiyelerin uygulanması için önce Bakanlar tarafından onaylanması ardından ise Tebliğiler Dergisi’nde yayınlanması gerektiğine dikkat çekildi. Maksut Balmuk, Şura’daki bu tavsiye kararının Tebliğler Dergisi’nde yayınlanmadan, Talim Terbiye Kurulu Kararı beklemeden ve Bakanlığın onayı olmadan uygulanmaya başladığına vurgu yaptı. “Tamamen hukuksuz bir uygulama ile karşı karşıyayız” denilen açıklamada, geçen hafta İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün okullara “acil” koduyla dini eğitimin okul öncesinde verilmesi talimatı geçtiği belirtildi.” Bu konuda ki basın açıklamasını vererek fazla da yorum yapmaya gerek yok sanırım. “Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu`nun `Anaokulunda Dini Değerler Eğitimi, Pedagojiye ve Laik Bilimsel Eğitim Anlayışına Temelden Aykırıdır!` başlıklı açıklama metnidir. 19. Milli Eğitim Şurası`nda alınan laik eğitime ve pedagojiye aykırı tavsiye kararları uygulaması için çalışmalar başlatıldı. Milliyet Gazetesi`nde yer alan habere göre, anaokullarında ‘değerler eğitimi` verilmesi yönündeki tavsiye kararı, Osmaniye Kadirli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü`nü harekete geçirdi. Müdürlüğün okullara gönderdiği 21 sayfalık programda, derse besmeleyle başlanması, besmeleyi hecelerken sağa sola, öne arkaya dönecek, ellerini şaplatması gibi talimatlar yer alıyor. Programda, çocuklara Kuran-ı Kerim dersi de verilmesi de yer alıyor. Buna göre öğrenciye Kuran-ı Kerim`le ilgili genel bilgiler verilecek, Kuran`dan bölümler okunacak, Kuran alfabesinin ilk 5 harfi tekerlemelerle mahreçli olarak çalıştırılacak. Programa göre anaokulu öğrencilerine şunlar anlatılacak: -Öğrenciler derse selam ve besmele ile başlayacak. - Çocuklara öğretilecek dualar önce öğretici tarafından yüksek sesle tane tane okunacak. Daha sonra duayı önce öğretici sonra çocuklar okuyacak. - Dua pekiştirme günleri yapılacak. Öğrenciye öğrendiği duaları tekrar etme alışkanlığı kazandırılacak. - Haftalık dua çizelgesi oluşturulacak. - Besmele ve ‘Allahuekber` hareketli bir şekilde öğretilecek. Çocuk, besmeleyi hecelerken sağa sola, öne arkaya dönecek, ellerini şaplatacak. "Allahuekber" derken, "Kim daha sesli söyleyecek?" gibi sorularla öğrenci motive edilecek. - Kuran öğretiminde masal hikaye anlatımı, etkinlik ve konuya geçiş tekerlemeleri mutlaka kullanılacak. - Çocuğa dua etmenin adabı ve önemi öğretilecek. - Dua ve sureler tecvit kurallarıyla öğretilecek. - Tecvit kuralları (tutma-uzatma-çekme vb) parmak oyunları ya da drama gibi oyunlarla öğretilecek. Türkiye`de siyasi iktidar eliyle eğitimin bütün kademelerinde, eğitim biliminin ve pedagojinin en temel ilkelerine aykırı bir şekilde "dini eğitim" verilmesi yönündeki fiili uygulamalar sürüyor. Siyasi iktidarın, "dindar nesil" ve "muhafazakâr yaşam tarzı" ifadeleri ile somutlaşan, eğitim sisteminde ve genel olarak toplumsal yaşamda iktidarın kendi dünya görüşüne uygun bir nesil yetiştirme yönündeki uygulamaları anaokullarına kadar indi. Bu durumun son örneği Osmaniye`nin Kadirli ilçesinde görüldü. Henüz oyun çağında olan, somut ve soyut düşünce yetileri gelişmemiş olan anasınıfı öğrencilerine dini temelli değerler eğitimi dayatması yapılması, 4-6 yaş grubundaki bu çocukların zihinsel gelişim özellikleri dikkate alındığında son derece sakıncalı bir durumdur. Eğitimin bütün kademelerinde eğitimin niteliğini yükseltmek ve çocukların özgür ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmesi için en küçük bir adım atmayanların, din ve inanç alanı gibi son derece hassas bir konuda henüz gelişim çağının başında olan anasınıfı öğrencilerine dini değerler eğitimi vermek istemesi asla kabul edilemez. Bu uygulama, eğitim sistemini kendi dünya görüşlerine ve tamamen dini kurallara göre biçimlendirmeye çalışanların bunu yaparken hiçbir sınır ya da kural tanımadığını gösteriyor. Çocuklarının eğitiminden ve kişisel gelişiminden endişe duyan hiçbir öğrenci velisi, hiçbir eğitimci ileriki yaşlarda çocuklarda farklı kişilik sorunları ortaya çıkarma ihtimali taşıyan bu tür uygulamalara onay vermemelidir. Türkiye`de yıllardır bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanları birbirine karıştırılmaktan vazgeçilmelidir. Eğitim Sen olarak, çocuklarımızın siyasi iktidarın kendi siyasal-ideolojik hedeflerine ulaşmak için kullanılmasına sessiz kalmamız mümkün değildir. Anasınıfı öğrencilerine dini değerler eğitimi, iktidarın "ağaç yaşken eğilir" yaklaşımının somut bir yansımasıdır. Çocukların somut düşünme evresini 11-12 yaşlarında tamamladığı, özellikle okulöncesi çağındaki çocuklara soyut kavramların öğretilmeye çalışılmasının çocuklarda davranış bozuklukları, korku ve psikolojik travma yaratacağı gerçeği göz önünde bulundurularak, bu tür bilim dışı ve pedagojik açıdan son derece sakıncalı uygulamalara derhal son verilmelidir.”
Yorum Gönder